|
Yunus Emre , Eskişehir'in bugün adı Yunus Emre olan
beldesine bağlı Sarıköy köyündedir,Mezarıda
bu köydedir.
İlk Bektaşi şairimiz olup, Tapduk Emre'ye
manevi alanda hizmet ederek yetişmiştir .Risaletu'n-Nushiyye
isimli bir didaktik mesnevi'si vardır.Konya'ya giderek Mevlana
ile tanışmıştır.
Yunus Emre'nin şiirinde, edebiyat tarihi bakımından,
dil, düşünce, duygu ve yaratıcılık
gibi dört önemli sorun sergilenir. Bu sorunlar bir görüş
ve inanış bütünlüğü içinde
ele alınır, insan konusunda odaklaştırılır.
Şiirde işlenen konular ise insan, Tanrı, Varlık
Birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren,
ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük,
erdem, eli açıklık gibi genellikle gerçek yaşamı
ilgilendiren kavramlardır. O, bu kavramları, şiirinin
bütünlüğü içinde temel öğe
olarak sergilemiştir.
İnsan bir "sevgi varlığı"dır,
tin ile gövde gibi iki ayrı tözden kurulmuştur.
Tin tanrısaldır, ölümsüzdür, gövdede
kaldığı sürece geldiği özün ve yüce
kaynağa, tanrısal evrene dönme özlemi içindedir.
Gövde dağılır, kendini kuran öğelere
ayrılır. İçinde insanın da bulunduğu
tüm varlık evreni toprak, su, ateş ve yel gibi dört
ilkeden kurulmuştur. Bu dört ilke yaratılmıştır,
yaratıcı da Tanrı'dır. Tanrı, bu dört
ilkeyi yarattıktan sonra, ayrı ayrı oranlarda birleştirerek
varlık türlerinin oluşmasını sağlamıştır.
İnsan sevgi yoluyla Tanrı'ya ulaşır,
çünkü insanla Tanrı arasında özdeşlik
vardır. Ancak, insanın bu madde evreninde bulunması,
tinin tanrısal kaynaktan uzak kalması bir ayrılıktır.
Bu ayrılık insanı, yaşamı boyunca Tanrı'yı
düşünme, ona özlem duyma olaylarıyla karşı
karşıya getirmiştir. Gerçekte insan-Tanrı-evren
üçlüsü birlik içindedir, var olan yalnız
Tanrı'dır, türlülük bir "görünüş"tür.
Çünkü Tanrı, kendi özü gereği,
bütün varlık türlerini kapsar, her varlıkta
yansır. Evreni kuran öğelerle insanın gövdesini
oluşturan ilkeler özdeştir. Bu özdeşlik
tanrısal tözün bütün varlık türlerinde,
biçimlendirici bir öğe olarak bulunmasından
dolayıdır. Tanrısal tözün nesnel varlıklarda
bulunması bir "yansıma" niteliğindedir,
çünkü Tanrı yarattığı nesnede
yansıyınca "oluş" gerçekleşir.
Sevgi
insanda birleştirici, bütünleştirici bir eğilim
niteliğindedir. Yunus Emre, sevgiyi Tanrı ve onun yarattığı
tüm varlıklara karşı duyulan bir yakınlık,
bir eğilim diye anlar. Sevginin ereği yüce Tanrı'ya
ölümsüz olana kavuşmak, onun varlığında
bütünlüğe ulaşmaktır. Tanrı
insanla özdeş olduğundan kendini seven Tanrı'yı,
Tanrı'yı seven kendini sever. Çünkü sevgi
kendini başkasında, başkasını kendinde
bulmaktır. Sevginin olmadığı yerde, öfke, kırgınlık,
çözülme ve birbirinden kopukluk gibi olumsuz
durumlar ortaya çıkar. Sevginin değerini yalnız
seven bilir, sevmek de bir bilgelik, bir olgunluk işidir.
Yeterince aydınlanmamış, Tanrı
ışığından yoksun kalmış bir gönülde
sevginin yeri yoktur. Bütün varlık türlerini
birbirine bağlayan, onları tanrısal evrene yönelten
sevgidir. Sevgi bir çıkar aracı olmadığından
seven karşılık beklemez. Dost kişi gerçek
seven kimsedir (âşık). Dost başka bir anlamda
da Tanrı'dır, kişinin gönlünde
ışıyan tözdür.
Yunus
Emre'de yaşamak tanrısal tözün bir yansıması
olan evrende sevinç duymaktır. Çünkü, bütün
varlık türlerinde Tanrı görünmektedir, bu
nedenle severek, düşünerek yaşamayı bilen
kimse her yerde Tanrı ile karşı karşıyadır.
Yaşamak belli nesnelere bağlanmak, yalnız gelip geçici
varlıkları edinmek için çırpınmak
değildir. Böyle bir yaşama biçimi kişiyi
tanrısal tözden uzaklaştırdığı
gibi yetkinlikten, bilgelikten de yoksun kılar. Yunus Emre'nin
dilinde bilge kişinin adı "eren"dir. Eren barış
içinde yaşamayı, bütün insanları
kardeş görmeyi, kendini sevmeyeni bile sevmeyi bilen kişidir.
Onun gönlü yalnız sevgiyle, dostluk duygularıyla
doludur. Evreni bir tanrısal görünüş alanı
olarak bildiğinden, erenin evrene karşı da sevgisi,
saygısı vardır. Erenin gözünde insan bir küçük
evrendir, büyük evren ise tanrısal tözün kuşattığı
sonsuz varlık alanıdır. Eren olma aşamasına
ulaşmış kişide erdem, alçakgönüllülük,
eli açıklık, yetkinlik, olgunluk bir bütünlük
içinde bulunur.
Ölüm
tinin gövdeden ayrılıp tanrısal kaynağa dönmesiyle
gerçekleşir. Bu nedenle ölüm tinle gövde
arasında bir ayrılıktır. Gerçekte ölüm
yoktur, tinin ölümsüzlüğe ulaşması,
yüce kaynağa dönüşü vardır.
Çünkü, bütün varlık türleri
tanrısal tözün yansıması olduğundan,
salt ölüm de söz konusu değildir. Ölümün
bir başka anlamı da bilgiden, erdemden, yetkinlikten,
sevgiden yoksun kalmaktır.
Yunus
Emre'nin şiirinde Yeni-Platonculuk'tan kaynaklanan Tasavvuf
öğretisinin bütün sorunları bulunur.
Bunlara yeni bir çözüm getirmez, Yeni-Platonculuk'un
yöntemine dayanarak yorumlar ileri sürer. Bu nedenle onun
şiiri Yeni-Platonculuk'un Türkçe açıklanışıdır.
Yunus
Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı
da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü
olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır
bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü,
Türkçe'nin ses yapısına uymayan
"aruz" olmakla birlikte söyleyişi akıcı,
sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç
anlaşılır kavramlarını, Türkçe'nin
ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde
duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir
derinlik görülür. Yer yer yalın halk söyleyişine
yaklaşan dilinde anlam-uyum bağlantısı bütüncül
bir içerik taşır. Ona göre önemli olan
bir sözü etkili biçimde söylemektir. Bu
nedenle sözün boş bir kavram olmaması, bir varlık
sorununu, bir düşünceyi dile getirmesi gerekir.
İnsan ancak söz söyleme yetisiyle insandır, konuşan
Tanrı durumundadır. Yunus Emre'de Türkçe,
şiir dili olma yanında, düşünceyi içeren,
açıklayan bir odak özelliği kazanmıştır.
Yunus
Emre'nin biri şiiri, öteki düşünceleriyle
olmak üzere, iki yönlü bir etkisi vardır. Gerek
dili, gerek görüşleri bakımından halk
şiirinin de öncüsü sayılmaktadır.
Özellikle tasavvuf inançlarını benimseyen
Alevi-Bektaşi geleneğini sürdüren halk ozanları
üzerindeki etkisi büyük olmuştur.
Kaynak: Eskişehir Valiliği
|

|