|

İlk
Türk OtomobİLİ Devrİm Eskİşehİr'de yapılmıştır.İşte
Devrİmİn hİkayesİ;
İmal Tarihi: 1961
Ağırlık: 1250 kg.
Uzunluk: 4500 mm.
Genişlik: 1800 mm.
Yükseklik: 1550 mm.
İmal Yeri: Eskişehir Demiryolu Fabrikası
İmal Süresi: 4,5 ay
Üretim Sayısı: 4 Adet Binek Otomobili
10 Adet Motor: 4 adet A4L tipi 3 adet A4T tipi 3 adet B3T
tipi
7 Adet Şanzuman: 3 adet A tipi 4 adet B tipi
Silindir Sayısı: 4
Silindir Çapı: 81 mm.
Silindir Hacmi: 2070 cm3
Strok: 100 mm.
Kompresyon: 6,8 : 1
Güç: 50 HP
Devir: 3600 devir/dakika (rpm)
Karakteristik: Dört zamanlı
|
 |
16
Haziran 1961 TCDD Fabrikalar ve Cer Daireleri Yönetici ve Mühendisleri
ile toplantıda Ulaştırma Bakanlığının
yazısı okunarak, 29 Ekim 1961 tarihine kadar binek otomobili
tipinin geliştirilmesi görevinin TCCD işletmesine verildiği
bildirilir.
Bu iş için 1.400.000 TL. ödenek ayrıldığı
belirtilir. Süre 4,5 aydır!. Bu süre içinde
bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir
mi ki? Bırakınız geliştirmeyi hiçten yola
çıkarak çalışabilecek bir otomobil yapılabilir
miydi?
Tüm ülkede Üniversiteden Basınına, bir avuç
sanayicisinden politikacısına, sesi duyulabilen kimse ne
otomobil ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel
sohbetlerde, röportajlarda, film gösterili konferanslarda bu görüş
vurgulanıyordu.
Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 28 Ekim 1961
sabahı Türkiye’de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz
olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’de yapılan
kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi Binası
önüne götürülerek Devlet Başkanı Cemal
GÜRSEL paşaya sunulabiliyor, bir ikincisi paşayı Anıtkabir’e
götürüyor, sonra da Hipodrom'daki geçit resmine katılıyordu.
Bu nasıl gerçekleşmişti? Ne getirmiş, ne götürmüştü?
Projeyle başka bir kuruluşun değil de TCDD’nin görevlendirilmiş
olması, o tarihlerde TCDD’nin onarım amacıyla kurulmuş
fakat geniş ölçüde yedek parça imal eden
Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı’ndaki fabrikaları
ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden
mühendisine kadar güçlü bir teknik kadrosunun
bulunmasıydı.
Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun
(Necmettin Erbakan'da gruptadır) başı olarak 20 mühendisin
olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı
içinde çalışmasını sağlayıp eşyöneltmek
suretiyle birinci derecede rol oynamıştı.
Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında
ikinci etken, görevalan mühendislerin, proje süresince
hafta sonları da dahil her gün, en az 12’şer saat,
gerektiğinde bazı geceleri, sökülmüş bir
otomobil sedirinin üzerinde birkaç saat kestirerek işbaşında
kalmayı yüksünmeyecek ölçüde davaya gönül
vermiş olmalarıydı.
Çalışmalar için, Eskişehir Demiryol
Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan
bir bina seçildi. Elden geldiğince çeşitli tipte
otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir
edindikten sonra yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman
vb. öteki grup ve parçaların nasıl tasarlanıp
imal edileceği üzerinde durulması sonucuna varıldı.
Önce otomobilin ana hatları belirlendi. Dört ile beş
kişilik, toplam 1000-1100 kg. ağırlığında
ortaboy denilebilecek bir tip üzerinde uzlaşıldı.
Motor 4 zamanlı ve 4 silindirli olarak, 50-60 BG. vermeliydi.
Karoser için hazırlanan 1/10 ölçekli maketlerden
seçilen 1/1 ölçekli alçı modeli yapıldı.
Kroserin damı, kaput ve benzeri saçları, sonra bu
modelden alınan kalıplarla yapılmış beton
bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek
suretiyle tek tek imal edildi.
Karar verilen yandan subablı bir 4 silindirli motorun, gövde
ve başlığı Sivas Demiryol Fabrikalarında dökülüp,
Ankara Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları
Eskişehir’de yapıldı. Motor Ankara Fabrikasında
monte edildi. Frenlemede 40 BG.’den fazla güç alınamayan
bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve
krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi.
B Tipi adı verilen üstten subablı bir üçüncü
motorda bu kez tanınmış bir 6 silindirli otomobil
motorundan esinlenerek, fakat krank ve eksantrik milleri yeni baştan
çizilip, hesaplanmak suretiyle Eskişehir’de imal edildi. Bu
motor frenleme de 60 BG.’ye ulaşmış ve daha sonra
Diesel’e çevrilerek istasyon aydınlatılmasında
kullanılmak üzere yapılan elektrojen gruplarına
uygulanmıştır.
Süspansiyon grubu ön takımları için “Mc
Phearson” sistemi önerilmişti. Bu gün çok yaygın
kullanılan bu sistem, o tarihte bulduğumuz kadarıyla bir
tek firma tarafından uygulanıyordu. Benimsendi ve Eskişehir’de
yeniden imal edildi.
Eylül sonuna doğru, ön ve arka camları, piyasada
bulunabilenlere uydurmak zorunluluğuyla modele göre biraz değiştirilmiş
iki gövde çatılmış ve biri A diğeri B
tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu.
Şanzumanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak
yapılmıştı.
Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük
sorunlardan biri de gövde-motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz
ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve
direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon
önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu bir
yenilik olarak getiriyordu.
Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrubeye hazır
duruma gelebildi. Elektrik donanımı, diferansiyel dişlileri,
kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında
tüm parçalar yerli idi.
Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken
bir yandan da ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu.
Siyah renkteki bu iki numaralı Devrim’in son kat boyası ancak
28 Ekim akşamı vurulabilmişti. Pasta ve cilası
Ankara’ya sevkedilmek üzere yüklendiği trende, gece yol
alırken yapıldı. Buharlı lokomotiflerde, çekilen
trende bacadan sıçraması olası kıvılcımlardan
ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları
boşaltılmıştı.
Tren sabaha karşı Ankara’ya geldi. İki Devrim o zamanlar
Sıhhıye semtinde, şimdiki Adliye Sarayı’nın
yerindeki Ankara Demiryol Fabrikasına indirildi. Manevra imkanı
sağlamak için depolarına yalnızca birkaç
litre benzin kondu. Asıl ikmal, sabahleyin Sıhhıye’deki
Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e
gidilecekti. 29 Ekim sabahı Fabrikaya gelen otomobilli, motosikletli
oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskordun
arasında Devrim’ler yola çıktı. Çıktı
ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı
için Mobil’e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’in
önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele
getirilen benzin 1. arabaya kondu, 2 numaraya konacağı sırada
Cemal Paşa Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e
gitmek üzere 2 numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola
çıkıldı fakat, 100 metre kadar sonra motor öksürerek
durdu. Cemal Paşa’nın “Ne oluyor?” sorusuna direksiyondaki
Y. Muh. Rıfat SERDAROĞLU “Paşam, benzin bitti.”
cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenerek 1
numaralı Devrim’e geçmesi rica edildi. Büyük bir
hoşgörü ile buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’e bu
otomobil ile gitti, inerken ünlü “Batı kafasıyla
otomobili yaptınız ama doğu kafasıyla ikmali
unuttunuz.” sözlerini söyledi.
Ertesi gün bütün gazetelerin sözbirliği etmişçesine
“100 metre gidip bozuldu” başlığını attıkları
2 numaralı Devrim aynı gün Hipodrom’daki geçit törenine
katılıyor, basınımız ne bunu, ne de Cemal Paşa’nın
Anıtkabir’e bir başka Devrim otomobili ile gittiğini yazmıyor,
yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın
boşa gittiğinden dem vuruyorlardı. Oysa aynı yıl
Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş
bulunan “At neslinin ıslahı” için 25 milyon TL ödenekten
ve sonucundan kimse söz etmiyordu. Hala merak eder sorarım at
neslinde o günden buyana bir gelişme sağlanmış mıdır
diye...
Bir de otomotiv sanayimize bakalım: Ekonominin gerekleri uyarınca
montaj biçiminde başlayıp bugün büyük
birer sanayi kuruluşu durumuna gelmiş bulunan Kamyon-Otobüs-Otomobil
firmaları yüzbinlerce araç üretebiliyor... Ve bunlar
ithal yolları açık olduğu halde satışlarını
arttırabiliyorlar.
Acaba bugüne kadar basınımızdan olumlu yazılar
almamış olan Devrim Otomobilleri yapılmasaydı, Türkiye’de
bir otomotiv sanayii oluşabilir miydi, hiç sanmıyorum.
Çünkü Devrim Otomobillerinin ortaya çıkmasıdır
ki “Türkiye’de otomobil ve motor yapılamaz” görüşünü
yıkmış tartışmaların yönü değişmişti
|